Gülnar Kalkınma ve Eğitim Derneği


YANGINDA YOYULANLAR –II-
M. Ali KILINÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 02 Haziran 2009 19:29

YANGINDA YOYULANLAR… 

 ’Bizim Taşeli Diyar’ından olup da, benim gibi ömürlerini gurbette geçirenlerin, gönüllerinin yarısı hep nisan ayında  pelit diplerinde öbek öbek  açan mis kokulu mor sümbüllere, piynar çalılarına komşu   sarı çiçekli  çiğdemlere, ağustos sıcağında  taş aralarından ansızın fışkıran sergi çiçeklerine, bir salkım siyah takkara üzümüne takılı kalanların, arkalarında köylerinde bıraktıkları yaşlı ana babalarına, kendilerinden çok daha yakın olan,  onlar ateşlenip bir yatağa düştüklerinde önlerine  bir bardak su, bir tas çorba koyan, komşu evin gelini, aşağı yukarı benimkine benzer, mutlaka, bir “gelin abaları” vardır. İşte benim gelin abam da, köyümüzün  yollarında, kendisini devamlı hep  iki adım arkasından takip eden, peşinden  ayrılmayan bir oğlak veya çebiçle gezerken hatırladığım, çocukluğumun dört belikli saçlı, şimdilerin kınalı saçlı teyzesi, ama benim için hala çocukluk yıllarımın yörük güzeli, komşu evin gelini, “Gelin Abam”dır o.’’

Yazının birinci bölüm için link: 

http://www.gulnarlilar.org/yazarlar/yanginda-yoyulanlar.html

                                                               ( BÖLÜM –II-)   

   

    Sanırım  ziyaretimin üçüncü günüydü. Akşam üstü, komşular akrabalar, kardeş, yeğen, köyde yangından zarar görmemiş çok az  sayıdaki  evlerden birinin önünde toplanmış sohbet ediyoruz. Sohbet konusu yine yangın üzerine. Yangın felaketinde,  altı büyükbaş, bir o kadar da küçükbaş  hayvanını kaybetmiş bir akrabam, parmağıyla karşı dağın yamacını göstererek, yamaçta bir görüntü  dikkatini çekiyor mu diye sordu. Dağ yamacına dikkatle bakmama rağmen,  yangınından geriye kalan  kırmızı siyah karışımı renk denizinden başka dikkatimi çekecek bir şey görememiştim. Yamaçta dikkatimi çekmesi gereken  ne var ki diye sordum. Daikkatli bakın. Dağın yamacında, yukarıdan aşağı inen  ince şeritler halinde, yangından zarar görmemiş  yeşillikler göreceksin dedi. Dikkatli bakınca şeritler halindeki yeşil bölgeleri ben de gördüm. Evet, niçin,dedim. O yangından zarar görmeyen yeşilliklerin bir kısmının diplerinin taşlık sırtlar olduğunu, çam ağaçlarından dökülen çam yapraklarının, ağaçların diplerinde yanlara kayarak, ağaçların dibinde birikmediğini, diğer yeşil şeriritlerin ise, kaçak göçek ormana giren davarın, sığırın, gezip dolaştığı taraklarda, hayvanların ağaçların altındaki çam  pürlerini ayaklarıyla ezip toprağa karıştırmaları nedeniyle, dip yangınının o bölgelerde ilerleyememesidir dedi. Ve ekledi; devlet ormana zarar veriyor diye yıllarca kıl keçisi için demediğini bırakmadı. Aksine devlet bu yörede davarcılığı teşvik etmeli,  tıpkı yıllar  önce olduğu gibi orman davar sürüleriyle dolmalı dedi. Yangından kurtulabilen yeşil şeritlerin bir nedeni de akrabamın anlattığı gibi buysa, bence iddiasında haklı olabilir.

 

   Dediğim gibi,  yangınla ilgili olarak, köyde herkesin söyleyeceği bir sözü, anlatacağı bir hikayesi var. Sohbetin devamında,  komşularımdan birinin anlattığı yangın sonrasının işte ilginç bir olayı. Olayı anlatmadan, şunu hatırlatmalıyım. Doğal olarak, sonuçta benim köyümün kültürü de, her türlü bağnazlıktan uzak,  Bektaşi fıkralarını, Nasrettin  Hoca gibi dünya çapında bir mizah ustasını bağrından çıkaran, ulusumun hoşgörü ve mizah denizi    kültürünün bir parçasıdır. Bu nedenle, benim köyden ayrılmamdan sonra doğmuş, akranım olmayan bir köylüme, köy yerinde “peygamber” lakabını takmışlar.  Anladığım kadarıyla, bu lakapla anılan köylümün, isim benzerliği dışında, davranış olarak, peygamberle, haşa, peygamberlikle uzaktan yakından   hiçbir benzerliği yok. Sanırım bu kişiye, sadece isim benzerliği nedeniyle bu lakap takılmış. Komşumun anlattığı olay, “peygamber “ lakaplı bu köylümüzün başından geçmiş. Yangından yirmi gün kadar sonra olsa gerek, “Peygamber”, köyün aşağısında, türbeli mezarlığın denginde, yaz aylarında suyu kuruyan, ama bazı yerlerinde su birikintisi kalan  derenin kıyısında,  nadir olarak yangından kurtulabilmiş çalıların birinin gölgesinde oturup, yakıcı sıcaktan korunmaya çalıştığı bir sırada, kulağına bir çatırtı gelmiş. Etrafı kolaçan edip dikkatlice baktığında, bir de ne görsün; az ileride, bir yaban domuzunun, dere yatağında bulunan, içine bir domuzun çökeceği kadar derinlikte olan su birikintisinin bulunduğu böğetin içine çöktüğünü görmüş. Yanında silah olarak, bir bıçağı bile yokmuş. Bizim “Peygamber” ne yapacağını şaşırmış. Hayvanı ürkütmeden oradan yavaşça sıvışıp, köye gelmiş. Köyden bir kırma tüfek bulup, domuzu gördüğü yere geri dönmüş. Bakmış ki domuz hala orda suya çökmüş durumda bekliyor. Çekmiş tüfeği domuzu vurmuş. Ölen hayvanı incelediğinde, onun da yangın felaketinden payına düşeni aldığını görmüş. Hayvanın sırtı ve  paça tüyleri kavruk, her yeri kurum içinde, ayak tırnaklarında yanık izleri varmış. Anlatılanları dinleyip, hayvancağızın da, yurdu yuvası yangından zarar gören köylülerimle aynı kötü yazgıyı paylaştığını öğrenince, acıdım, üzüldüm. Deyim yerindeyse, ömrümde ilk defa kendimi, bir domuzdan yana hissettim.

 

      Sohbetin bir yerinde, işi muzipliğe vurup,  şimdi  prefabrik geçici evler mahallesinde bulunan, altında insanların günlük mesai yaptığı gölgeliğin oraya gitsem ve “Yardım kamyonu geldi” diye bağırsam,  oturanlar acaba ne tepki verirler dedim. Yeğenlerimden biri, “Dayı geç kaldın. Daha önce o şaka birkaç defa  yapıldı ve herkes yerinden fırlayıp kamyonun geleceği tarafa koşmaya başladı. Artık kamyonu gözleriyle görmeden kimse tuzağa düşmez” dedi..

 

   Tıpkı 1999 İzmit Körfez Depremi’nden sonra olduğu gibi, yangından sonra da köyde  bazı söylentiler almış yürümüştü. Yok arkalarında metruk bir köy damı bırakarak köyden yıllarca önce çıkıp, Adana'ya Mersin'e yerleşen kimileri, yangından  hemen sonra köye dönüp, asıl zarar görenlerden önce, yapılan yardımlardan yararlanmak için sıraya girdikleri söylentilerini mi istersiniz, yok bu gıda yardımı olarak verilen, kullanma tarihi geçmiş, makarna pirinç yardımlarını arabalarına doldurup, gidip Adana'da Mersin'de marketlere satmaya  çalışanlar hakkında anlatılan söylentileri mi istersiniz, haklarında aldıkları yardımlarla market açtığı söylentileri çıkanları mı istersiniz. Anlayacağınız bini bir para dedikodular almış yürümüştü.

 

Yangının hemen arkasından, acilen  devlet bütçesinin afet fonundan,  köyde yanan ev başına ödenmek üzere bir tahsisat yapılmış. Yangında tamamen yanan, yangından önce yarı yıkık halde olan, benim içinde   doğduğum ve  çocukluğumun geçtiği köy damı da, ev hesabına alınmış,   bu ev için de ödenek ayrılmış. Köyü yangın ertesi ziyaret nedenlerimden biri de, pay sahibi olarak, işte bu tahsisatın alınması için atmam gereken bir imzaydı. Anlatılanlara göre, devlet ev başına tahsisat ayırdığı gibi, ayrıca, yangında telef olan keçi,  koyun, inek başına  ve yanmadan önce ekonomik bir karşılığı olsun veya olmasın, bahçelerde yanan  nar, zeytin ağaçları için de, zarar gören yurttaşın bildirimi karşılığı ağaç başına bir miktar ödeme yapmıştı. İşte bildirim karşılığı ödemeyle ilgili olarak,  kimi köylülerin, yangından önce 15 kök nar ağacı varsa, 40 kök, 30 kök zeytini varsa 50 kök olarak bildirim yapıp parasını aldığı gibi  söylentiler de,  köylüler arasında, kulaktan kulağa dolaşıyordu. Sohbetin burasında, bu  yanan ağaç karşılığı ödemeyle ilgili olarak, ortaya,  bizim yanan yıkık evin bahçesinde de 20 kadar nar ağacı olduğunu, bunun bildirimini yapılsa, acaba karşılığı olur mu, ödeme yapılır mı, bildirim için acaba geç kalınmış mıdır diye soracak oldum. Keşke sormaz olaydım. O ana kadar kenarda oturan, lafa karışmayan "Gelin Abam" söze girdi. Giriş o giriş.

 

Bu arada, madem yeri geldi, “Gelin Abam'ı”  size mutlaka tanıtmalıyım. Bizim Taşeli Diyar’ından olup da, benim gibi ömürlerini gurbette geçirenlerin, gönüllerinin yarısı hep nisan ayında  pelit diplerinde öbek öbek  açan mis kokulu mor sümbüllere, piynar çalılarına komşu   sarı çiçekli  çiğdemlere, ağustos sıcağında  taş aralarından ansızın fışkıran sergi çiçeklerine, bir salkım siyah takkara üzümüne takılı kalanların, arkalarında köylerinde bıraktıkları yaşlı ana babalarına, kendilerinden çok daha yakın olan,  onlar ateşlenip bir yatağa düştüklerinde önlerine  bir bardak su, bir tas çorba koyan, komşu evin gelini, aşağı yukarı benimkine benzer, mutlaka, bir “gelin abaları” vardır. İşte benim gelin abam da, köyümüzün  yollarında kendisini devamlı hep  iki adım arkasından takip eden, peşinden  ayrılmayan  bir oğlak veya çebiçle gezerken hatırladığım, çocukluğumun dört belikli saçlı, şimdilerin kınalı saçlı yaşlı teyzesi, ama benim için hala çocukluk yıllarımın yörük güzeli, komşu evin gelini, “Gelin Abam”dır o.

O gelin abam ki, rahmetli anamın vefatında, bir yandan iki gözü iki çeşme ağlayıp, bir yandan cenazeyi yıkadığı gibi, bununla da kalmayıp, hiçbir sünnete, hadise, içtihada uymasa da, ülkeleri coğrafi olarak  yılda  toplam altmış gün  bile güneş yüzü görmediği halde, Kuzey Avrupa ülkelerinin profesörleri, Kuzey Afrika güneşinden üretilecek elektrikten, acaba benim ülkem nasıl faydalanabilir diye şimdiden   kafa yorarken, hatta ellerin profesörleri, onlarca kilometre yer altına boşluk tünelleri inşa edip, ulu yaratıcının, bu dünyayı nasıl yarattığının sırrını  anlayabilmek, belki de insanlığın böylece yaradana daha da büyük bir saygı duyulmasını sağlayabilmek için gecesini gündüzüne katarken, üç yüz altmış beş günün üç yüz günü güneşli geçen ülkemde, bir yandan bilimi sansür etmekle iştigal edip, diğer yandan  geleceklerinin garantisini hanımlarının başına bağladıkları seksen santimlik bez parçasında gören, baston yutmuş tavırlı, uyuşuk beyinli, sanki kenarda köşede güneşin aydınlığından bile nasibini almamış izbe seralarda yetiştirilmiş izlenimi veren, şaşkın, prostatlı kararname profesörlerine inat, ayağında basma şalvarı, başında uçlarını tepesine atıverdiği boncuklu çemberi, erkeklerle beraber mezara girip çapa kürek mezar kazabilen, Taşeli Platosu’nun poyraz kavruğu yüzlü, çatlamış dudaklı, çilekeş kadını, ak saçlı "Gelin Abam" dır o.

 

 

Gelin Abam sözlerine şöyle başladı ve devam etti.  “Yoyuldu,  sarım yoyuldu! Yangından sonra köyde her işin, her düzenin alt üst olduğu yetmezmiş gibi, köyümüzün insanları da komple yoyuldu. Geçen senelerde, bu mevsimde, bir evlek bamyası, beş kök biberi, üç karık domatesi, bir dönüm fıstığı olan herkes, onları sulamak için, dere boylarında, ark kenarlarında, savak başlarında  su peşinde koşardı. Yangından sonra ekip diktiği ağacı sebzesi, fıstığı zarar göreni de görmeyeni de, her gün  yeni yapılan “laylon” evlerin arasına gerilen çadır  gölgeliğin altında, gözleri yollarda, acaba bir yerden bir yardım gelir mi diye, bir işe bakmadan, akşama kadar bekleşiyorlar.”

 

“Ne kadar kocarsa kocasın huylu huyundan vazgeçemiyor. Gençken yeri geldiğinde, ayak yalın, elinden eksik etmediği tüfeğiyle, esik esik, koyak koyak, domuz, kurt peşinde koşan, eski avcı, dayın, seksen yaşındaki İhsan Çavuş, geçen gün, o ihtiyar haliyle, dağ taş demeden, yanan yerleri dolaşmış. Gezdiği yerlerde, Karaoğlan Suyu pınarının  üstündeki taşın başında, şaşkın bir çoban aldatan kuşundan başka hiç bir canlıya rastlayamamış. Dağlar taşlar, kuşlar guraplar, yangından çok zarar gördü gülüm çok. Gezip görenler anlattı. İncirciğ’e giderken Sarp’ın  üst yanında şişmiş kalmış, kömürleşmiş,  beş tane geyik tekesi leşi saymışlar. Kan deresinde 15, Emirhacı ile İngedik arasındaki geçitte de otuz kadar domuz ateşten kaçamamış; bir kısmı yanarak, bir kısmı da yangın dumanıyla bunalarak şişip kalmışlar. Dağlarda, keklik nesli yangın öncesi zaten çoktandır azalmıştı ya, yangından sonra da, ne keklik  kaldı, ne tavşan kaldı, ne de tirik. Hepsinin nesli tükendi. Çakallar,  tilkiler, alası çıkmamış çil palazlar, ilanlar, koçmarlar, binlerce, milyonlarca büyüklü küçüklü her türden ağaçlar, çamlar, çam toruları yandı kül oldu. Yeşillik olarak, dağlardaki alıçtan, taş armudundan geçtim, köy içinde yeşillik olarak, Allah’ın bir çaltı dikenine, ses olarak da cırcır böcüsü sesine bile hasret kaldık. Sen de her derdi halletmiş gibi, zaten yanmadan önce ahı gitmiş vahı kalmış, bakımsızlıktan  üfürsen  yıkılmak üzere olan  yanık evin önündeki, on kök nar ağacın hesabını sormaya kalkıyorsun.” diyerek sitem etti. Tıpkı çocukluğumda bana hitap ettiği gibi hitap ederek ekledi; “Koçum buralarda işin bittiyse, yarından tezi yok, dön git  öte yanına geldiğin yere. Bırak köy aklında, çocukluk anılarında olduğu gibi kalsın. Köyde biraz daha kalacak olursan tıpkı öteki köylülerimiz gibi sen de yoyulacaksın”.

 

Gelin Aba’mın sözünün üzerine   koyacak söz bulamadım. Bu durumda bana, ertesi günü geldiğim yere dönmek için yollara düşmekten başka seçenek kalmamıştı...


MEHMET ALİ KILINÇ,  2009 ANTALYA

Yorumlar

avatar MEHMET FATİH KARA
0
 
 
TEŞEKÜRLER,TEŞEKÜRLER;
BÖYLESİNE BİR MAKALEYİ YAZAN VE YAYINLANMASINI SAĞLAYAN HERKESE ÇOK TŞKKR EDİYORUM.MİLLET OLARAK BÖYLE KONULARI YAZMALI ÇİZMELİ VE GÖRÜŞMELİYİZ.BOŞ SÖZ VE ATIFLARLA DÜZ YOLLARI EĞRİ YAPMAYI BIRAKMALIYIZ.BU .
YAZI GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL.
BENDE ŞAHSIM OLARAK BU YANGINDA İLK MÜDAHALE İÇİN ORDAYDIM VE YAPILAN YARDIMLARIN BAZILARINDA GÖREVLİYDİM.YAŞANANLAR BAŞKA HİÇ BİR ŞEKİLDE BÖYLE ANLATILAMAZDI.ANLATIM VE YAŞANIM ORANLA%90 ORANTILI
MİLLETÇE DEĞERLERİMİZİ VE KENDİMİZİ KAYBEDİYORUZ.
B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar M. Ali KILINÇ
0
 
 
Teşekkürler, Sayın Mehmet Fatih KARA TEŞEKKÜRLER..
Hiç bir övgünün, yanan köyümdeki gidenleri, yoyulanları geri getitmeyeceğini biliyorum, ama övgüleriniz beni yazma konusunda cesaretlendirdi. Teşekkürler, saygılar...
B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar Bilal Akkan
0
 
 
Değerli Abim, acılarımızı, bu konudaki üzüntülerimizi öyle güzel ve sürükleyici bir dille yazmışsınız ve aralara ince ince yöremizin kültürünü yansıtan nüanslar katıştırmışsınız ki; sizi yazıdan dolayı "tebrik" mi etsem ? Yazının tema sındaki konudan dolayı "sitem" mi etsem bilemedim. İki arada bir derede kaldım inan.. Ama şu bir gerçek ki bu konuyu sürekli gündemde tutarak belki de "umursamayanlara" acıcık rahatsızlık verirsin diye umut ediyorum... Diğer yazılarınızı da okumak dileği ile.......
Selam ve saygılarımla
B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar hikmetgülke
0
 
 
Sayın Kılınç, yüreğinize sağlık. Yaşanılan olayları o kadar güzel kaleme almışsınız ki, yazınızın her bir satırı buram buram Gülnar kokuyor. Tüm güzelikler ve iyilikler sizinle olsun diyor, esenlikler diliyorum. Saygılarımla.
Cuma 05 Haziran 2009, 02:17
Gönderiyi Cevapla
B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar Hüseyin SAVCI
0
 
 
Kızım Anamur'da oturur.
Eskiden de gider gelirdim, ama torun olunca yolum daha çok düşer oldu Gülnar'a... "Dede gel" diyor, daha iki yaşında. Yollara düşüyorum. Her geçişte içim yanıyor o yanık yerleri gördükçe.
Milyarlarca canlı, yüzmilyonlarca ağaç. Kapkara olmuş dağlar.
Yüzyıllar gerek yeniden kekliklerin o topraklara gelmesi için.
Köyümüz, köylerimiz anılarımızdaki gibi kalsa keşke...
Teşekkürler Sayın KILINÇ..


B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar Mustafa SEVİMLİ
0
 
 
Kıymatlı Tertibim,

Merhaba.

"Gelin Aba " nın sözüne uyarak, diğer köylüler gibi yoyulmamak için yaşadığın yere dönüp, doğdun yerden gitmek ne kadar acı bir akibet. Ah keşke bunu yaşamasaydık demek ne çaresizlik, ne kadar yakıcı. Köyümüzü çocukluk anılarımızdaki gibi tutabilmek ne kadar zor. Gerçeklere rağmen...

Esenlikte ol.

Selamlarımla.

Mustafa SEVİMLİ Haziran 2009 iZMİR
B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar M. Ali KILINÇ
0
 
 
GELİN ABAM SELAM GÖNDERMİŞ…
Gelin Abamın yangın felaktiyle ilgili olarak bana dediklerini önüme gelene anlattığımı duyunca geçenlerde selam göndermiş. “Yangının yoyulanlar sadece anlattıklarımla kalsa iyiydi. Yangından sonra köyümüzde başımıza gelen felaket Allahın dutuna ve murtuna hasret kalmak olsa razıydık. Yangın günü köye helikopterin biri inip biri kalkmıştı. Büyük adamları taşıyan siyah taksilerin biri gelip biri gitmişti. Yangın geçeli neredeyse bir yıl olacak, hemen yapılıp teslim edileceği sözü verilen afet evleri için hala bir çivi bile çakılmadı. Geç olsun da güç olmasın elbet bir gün devletimizin söz verdiği evlerimizin de yapılacağına inanıyoruz. Yanan böcü börtünün, yeşilin, geri geldiğini biz görmesek bile, elli yıl sonra torunlarımız inşalah görecek diyerek umudumuzu koruyoruz. Ancak geri gelmesinden tamamen umudu kestiğim, kaybettiğimiz bir şeyler var ki ne sen sor ne ben anlatayım. Köyümüzde artık herkes evinin önünde bulunan üç tavuğuyla iki çebicinin başında nöbet bekler oldu. Gerisini düşük artık. Sen benim ne demek istediğimi anlarsın. Sesimizi duyan olur mu bilmem ama soran olsun olmasın bunları da anlatıver” demiş.
Gelin Abamın, “sen benim ne demek istediğimi anlarsın” yakınmasını sebebini anlamıştım. Yangın öncesine ait anlatacaklarımın övünülmesi mi yoksa yerilmesi gereken bir durum mu olduğuna siz karar verin. Laf aramızda, bu konuda siz ne yönde düşünürseniz düşünün, köyümdeki durum benim hoşuma giden bir durumdu. Yöremizde çoğu köyde olduğu gibi, yangın felaketine kadar bizim köyümüzde kapı kilitleme adeti yoktu. Herkes çiftine çubuğuna, ekinine dikinine köy damının kapı penceresini örtmeden, kilitlemeden giderdi. Ama köy içinde, yolda gözlerinin ısırmadığı biri görülse, karşılaştığı köy sakinlerinden biri sormasa diğeri mutlaka, yabancı gördüğü kişiyi rahatsız etmeden, bu kişiye kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini sorardı. On yıl kadar önce, sanırım şu PKK ile mücadele eden gazilerden intikam alırcasına göz altına almalar başladığında, kahrından intihar eden Emekli Gazi Albay Abdulkerim Kırca’nın mücadele ederken gazi olduğu, bölücü hainlerin, Antalya’nın Serik Bölgesi dağlık kesimine yerleşme teşebbüsünde bulunduğu günlerde olsa gerek, köyümüz yöresinde de, terörist olmaları muhtemel birkaç yabancının görüldüğü söylentileri yayılır. Bu söylentileri duyan köyde bulunan, keseri, tahrayı, nacağı, ne bulduysa kapan herkes dağlara terörist peşine koşar. Anlatmaya çalıştığım böyle bir ortama, yangın sonrası, kesimci deyip, terasçı deyip, dikim işçisi deyip, tomruk nakliyecisi deyip, vadinin içinin Muğlalısından, Muşlusuna değişik insanlardan oluşan orman işçileriyle dolduğunu düşünün. Doğal olarak, zaman zaman köylülerin evinin önünde bağlı çebici ile kümesteki tavukları alışılmadık şekilde kaybolmaya başlar. Gelin Abam’ın “evin önünde nöbet beklemeye başladık” diyerek, geri gelmeyecek diye tasasını çektiği şey, yangından önce köyümüzde olan evlerin kapıları kilitlemeden bırakabilme alışkanlığının artık geri gelmeyeceğidir..
B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar Mustafa SEVİMLİ
0
 
 
YANGININ GETİRDİKLERİ .?.

Bir kıvılcımın götürdükleri göz önünde, gözden ırak... Ya getirdikleri ve de getirecekleri. Onlar da göz önünde... Fakat bizden değil, bize yabancı. Bizi bizden götürenler. Yangın el'an sürüyor. Nasıl sönecek .!.

Selamlarımla. Mustafa SEVİMLİ / Haziran - 2009 / İzmir
Salı 16 Haziran 2009, 08:46
Gönderiyi Cevapla
B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar BEN
0
 
 
Abi bundan öte anlatım olamaz.diline yüreğine ve aklına sağlık.herşeyi çok güzel anlatmışınız.yazılarınızın devamını diler, sabırsızlıkla aynı şekilde akıcı yazılarınızı beklerim.Gelin abayı da merak ettim valla
Çarşamba 20 Ocak 2010, 14:36
Gönderiyi Cevapla
B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar M. Ali KILINÇ
0
 
 
Anlatımı beğendiğinize sevindim. Gelin Abamı boşuna arayıp durmayın, Taşeli Diyarıda gezerken yolda rastladığın her teyze benim anlatmaya çalıştığım gelin abamdır...
Perşembe 21 Ocak 2010, 08:51
Gönderiyi Cevapla
B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
avatar YASMİN
0
 
 
:)
Pazartesi 22 Mart 2010, 12:08
Gönderiyi Cevapla
B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Vazgeç
B
i
u
Quote
Code
List
List item
URL
İsim *
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
 

Our valuable member M. Ali KILINÇ has been with us since Cumartesi, 25 Nisan 2009.

YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKU

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 13 konuk çevrimiçi
Yok

İstatistikler

Üyeler : 208
İçerik : 230
Web Bağlantıları : 6

Mesajlarınız



Giriş yapmamışsınız.

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBu Hafta74
mod_vvisit_counterBu ay1267
mod_vvisit_counterToplam93556

Üye Girişi


You are here  :