|
AİLEDE ÇOCUK EĞİTİMİ…
Hepimiz çocuğumuzu en güzel bir şekilde yetiştirmek isteriz. Ama birçoğumuz, çocuğumuzu istediğiz şekilde eğitemediğimizden, televizyon, internet, arkadaş çevresi gibi etkenlerin çocuk üzerinde daha etkin olduğundan muzdaribiz. Hemen hepimiz çocuğumuza bir şey söylerken ‘Ben senin yaşındayken ……..’ der ve devam ederiz. Şunu unutmamalıyız ki, biz çocuklarımızı bizim yaşımızdaki gibi değil, yarına göre yetiştirmeliyiz. Elbette ki kendi yaşamımızdan örnekler vereceğiz ama, bunu abartmadan. O halde nasıl bir yol takip etmeliyiz.
Eğri ağacın doğru gölgesi olmaz. Bizler çocuklarımıza iyi bir örnek olmak zorundayız. Kendisini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. “Kendisi himmete muhtaç dede / Nerede kaldı gayriye himmet ede…” Bu konunun uzmanlar demişlerdir ki “Bir çocuk altı yaşına kadar karakter terbiyesini almış olur.” Çocuk bunu nereden alacaktır? Elbette ailesinden. Bir çocuk için en güzel örnek anne ve babasıdır. Anne baba ne ise karakter ve yapı olarak evladı da, çoğu zaman ona çeker
Çocuk eğitiminin genel kuralları şunlardır: 1. Peygamberimiz (sav) “Sizin en hayırlınız ailesine karşı hayırlı olandır” buyurmuşlardır. Allah, her insana binlerce farklı özellikler, güzellikler ve kabiliyetler vermiştir. Her insan diğerinden farklıdır. Eğitimin amacı, bu farklı özellikleri bir arada yoğurmaktır. Eğitim evde başlar ve okulda devam eder. Çocuk evde karakter terbiyesi alır, davranış geliştirir. Okulda ise daha çok zekâya ve beceriye yönelik özellikleri gelişir. Bir baba, ailesine iyi davranıyorsa, bu, çocuklarına da yansır. Baba eşine ve çocuklarına kaba davranıyorsa bu durum çocuğun ruh dünyasına yansır. Bu durum çocukta ruh ve kabiliyet bozukluğuna sebep olur. Bunun için bir aile reisinin ve babanın görevi, ailesine ve çocuklarına iyi bir ortam hazırlamaktır. O zaman kişi ailesine hayırlı olur. 2. Hane reisi olan bir baba her şeyden önce iyi bir idareci olmalıdır. Peygamberimiz (sav) “Hepiniz çobansınız ve hepiniz yönetimi altındakilerden mesuldür” buyurur. Sonra devam eder, "baba ailesinden sorumludur. Anne evinin idaresinden ve çocuklarının terbiyesinden sorumludur.” Bu idareciliği, her baba ve anne, kendi durumuna ve çocuklarının durumunda göre yapmak zorundadır. Herkes kendi şartlarını daha iyi bilip, ona göre ayarlamalıdır. İyi bir idareci her şeyden önce örnek bir insandır. Diğerlerine göre üstün bir özelliği olmalıdır ki bu özelliğini ve ahlâkını örnek alsınlar. Hiç kimse kendisinden daha üstün olmayan birisini örnek almaz. Örnek, iyi olandır. Kötü örnek, örnek değildir. Bununla beraber çocuk ailesinde iyi bir örnek bulamazsa ve ailesi de ona güzel örnekler göstermezse çocuk kendisine göre kötü örneklere özenecektir. Çocuklarımıza iyi örnek olmadığımız ve iyi örnek göstermediğimiz için TV’de gördüklerine benzemeye çalışmaktadırlar. Allah insana “Taklitçilik” özelliği vermiştir ki iyi örnekleri taklit etsin. Çocuk önce anne ve babasını, sonra öğretmenini taklit eder. Daha sonra ergenlik yaşına gelince “kahramanlık damarları” gelişir ve kendisine bir kahraman arar. Onun duygularına hitap edecek bir kahramanı bulamazsa o zaman ilgi alanına göre ya bir futbolcuyu veya bir sinema kahramanını veya sanatçıyı kahraman olarak görmeye ve onu taklit etmeye başlar.
Bu noktada peygamberimiz (sav) “Çocuklarınızı üç şeyle terbiye ediniz. Kur’an sevgisi, peygamber sevgisi, sahabe ve ehl-i beyt sevgisi” buyurur. Kur’ân sevgisi, kur’ânı okumayı ve içindeki imanı anlamayı, peygamberleri sevmeyi ve örnek almayı sağlar. Peygamber sevgisi, peygamberin (sav) sünnetine uymayı netice verir. Edebin ve ahlâkın en güzel örnekleri peygamberin (sav) hayatında vardır. Sahabe ve Ehl-i Beyt sevgisi de hak ve hakikat uğruna kahramanca mücadele etmelerini sağlar. Onlar gerçekten hak ve hakikat kahramanlarıdırlar. Her çocuk, bunlar içinde kendi karakterine uygun bir kahramanı bulabilir ve kendisine örnek alabilir. Ama bunların sevgisini vermek gerekir. 3. Çocuk daima takdir edilmek ister. Evde babasının ve annesinin, okulda öğretmeninin takdirini kazanmak ister ve kendince iyi şeyler yapar. Sonra da takdir bekleyerek büyüğünün gözünün içine bakar. Yaptığı şey iyi niyetledir; ama yanlıştır. Çünkü doğrusunu öğrenme yaşındadır ve birisi kendisine göstermezse bilemez. Böyle bir psikoloji ile bekleyen o fıtratı temiz ve iyi niyetli çocuğa takdir yerine öfke ve hışımla “sen nasıl bunu böyle yaptın?” şeklinde karşılık verilirse ve bilhassa bir de tokat atarsanız o zaman çocuğun bütün dünyası yıkılır ve sevgisi nefrete dönüşür. Çünkü insanda yetişemediği şeye karşı nefret etme duygusu vardır. Çocuklarımızı kendimize isyan ettirmemizin sebebi budur. Takdir edici olalım, tenkit edici ve hiçbir şeyi beğenmeyen bir insan olmaklar herkesi kendimizden nefret ettiririz. Daima her yerde affedici ve hoşgörü sahibi olmalıyız. Hoş görü, haramı ve bozuk fikir ve düşüncelere değil, “hata” dediğimiz davranış bozukluklarında olmalıdır. İyi niyetle yapılan yanlışları hoşgörü ile karşılayabiliriz. Yoksa inançsızlığı ve haramları hoş görmek “hoşgörü” değildir. Çocuk şunu bilmelidir ki iyi niyetle yapılan hataları affedilir; ama haramları ve bozuk düşünce ve inançları büyüklerimiz affetmez. Mutlaka bizi cezalandırır. Peygamberimiz (sav) hırsızı cezalandırmış, affetmemiştir. Müşriklerin bozuk inançlarına hoşgörü ve iyi niyet ile bakmamış ve onlarla savaşmıştır. Ancak kendisine karşı yapılan hataları affetmiş, sahabelerinin ve aile fertlerinin hatalarını yüzlerine vurmamış ve onları affetmiştir. Hiçbir insanı toplum içinde küçük düşürmemiştir. Hatalarına hoşgörü ile bakmıştır. Bunun için peygamberimiz (sav) “Çocuklarınıza ikram ediniz ve onların terbiyesini güzel yapınız” buyurarak bu hususlara dikkatimizi çekmiştir. 4. Bir aile yuvasındaki birliğin ve beraberliğin sevgi ve saygı ikliminin devamı acı ve kederde, sevinç ve hüzünde aynı duyguları paylaşmaya bağlıdır. Aynı mekânı paylaşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşırlar. Aile bireyleri sevinçte ve kederde ortak duyguları paylaşmazlarsa o ailede birlik ve dirlik olmaz. Böyle bir aile yuvası her an dağılabilir. Aralarında düşmanlık olur ve başka düşmana ihtiyaç kalmaz. Bu aile ortamında yetişen bir çocuk önce anne ve babasından, sonra kardeşlerinden ve akrabalarından nefret eder. İşte bu en büyük felakettir. Aile yuvası her şeyden önce kişinin sıkıntıya düştüğü zaman sığınağı, darda kaldığı zaman yardımcısıdır. Bunun için bir aile reisi her şeyden önce çocuklarına iyi bir aile ortamı hazırlamakla sorumludur. Yoksa “Allah. Anneye babaya itaat edin” buyurmuş. Yoksa cehennemde şu kadar yanacaksın, cennetten mahrum olacaksın diyerek saygı ve sevgi ortamı oluşturulmaz. Aile ortamı “sevgi, şefkat ve merhamet; yardımlaşma, paylaşma ve dertleşme ortamıdır.” Bunlar ise asla zorla olmaz. Hatta zorlama, baskı ve şiddet sevgiyi ortadan kaldırır, kin ve nefret tohumları eker. İyi çocuk iyi bir aile ortamının ürünüdür. Çocuk sevgiyi de, nefreti de, yardımı da merhameti de, zorbalığı da hoş görüyü ve adaleti de evinde, yuvasında ve akrabaları arsında öğrenir. Bunlar kitaplardan okuyarak, nasihatle ve zorla öğrenilmez.
Çocuklarımıza sıcak bir aile ortamı hazırlamak, onlara yapacağımız en iyi ödüldür. Çocuklarımıza iyi ahlâktan daha iyi bir miras bırakamayız.
Kamil MERCAN
|
Yorumlar